Sağır Kurbağa Hikâyesi

1818'de Blackwood's Edinburgh Magazine, genç bir şairin Endymion adlı uzun şiiri hakkında zehir zemberek bir yazı yayımladı. Yazının altında yalnızca "Z." imzası vardı; bugün eleştirmen John Gibson Lockhart olduğu biliniyor.
Lockhart, şairin eczacılık eğitimi aldığını hatırlatıyor ve bir öğüt veriyordu: Aç bir eczacı olmak, aç bir şair olmaktan daha iyi ve daha akıllıcaydı. "Dükkâna geri dön Bay John, yakılara, haplara ve merhem kutularına geri dön."
Aynı yıl Quarterly Review'da John Wilson Croker da şiiri yerden yere vurdu. Şairin adı John Keats'ti. Üç yıl sonra, Şubat 1821'de, Roma'da yirmi beş yaşında veremden öldü.
Ölümünün ardından bir efsane doğdu. Arkadaşı Shelley, Keats'in ölümüne kötü eleştirilerin yol açtığını yüksek sesle ilan etti. Byron ise Don Juan'da ondan "tek bir eleştiriyle öldürülen John Keats" diye söz etti ve iğneledi: "Tuhaf, o ateşten zerre olan zihnin bir makaleyle söndürülmeye razı olması." Kötü bir yazının bir şairi öldürdüğü hikâyesi böyle yerleşti.
Oysa Keats'in o eleştirilerin ardından yayıncısına yazdığı mektup bambaşka bir insanı anlatıyor.
Kulenin dibindeki kalabalık
Kaynağı belli olmayan, elden ele dolaşan bir mesel vardır. Kurgudur ama bir gerçeği iyi anlatır.
Bir gün kurbağalar bir yarış düzenler. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmaktır. Seyirciler toplanır ve yarış başlar. Kalabalıkta kimse yarışanların tepeye ulaşabileceğine inanmaz; tek duyulan ses şudur: "Zavallılar, asla başaramayacaklar!" Kurbağalar birer birer pes eder. Yalnızca biri tırmanmaya devam eder ve sonunda tepeye ulaşır. Ötekiler bunu nasıl başardığını sorar, cevap alamazlar. Sonra anlarlar: Kuleye çıkan kurbağa sağırdır.
Meselin öğüdü açık: Hayallerini gerçekleştiremeyeceğini söyleyen seslere karşı sağır ol. Ama Keats'in hikâyesi bu öğüde önemli bir ayrıntı ekliyor. Keats her sese sağır değildi. Kalabalığın gürültüsünü duymazdan gelirken kendi içindeki çok daha sert bir eleştirmeni dikkatle dinliyordu.
Sesleri ikiye ayır: gürültü ve geri bildirim
Girişimcinin çevresi seslerle doludur: yatırımcılar, aile, rakipler, yorum yapan yabancılar. Hepsi aynı ağırlıkta değildir. Bir sese kulak vermeden önce üç şey sor: Bunu söyleyen kişi o kuleye hiç tırmandı mı? Somut bir sorunu mu gösteriyor, yoksa yalnızca "olmaz" mı diyor? Bu sözün ardında bir çıkar ya da korku var mı?
Seyircinin değil, müşterinin sesini dinle
Kulenin dibindeki kalabalık tırmanmıyor; yalnızca izliyor. Senin işini gerçekten yargılayacak olanlar, ürününü kullanan ve karşılığında para ödeyen insanlar. Onların şikâyeti bir hediyedir; seyircinin alayı ise yalnızca gürültü.
İç eleştirmenini seyirciden sert tut
Keats aynı mektupta bağımsız yazmaya devam edeceğini söyledi ve işine döndü. Ertesi yıl, 1819'da, bugün İngiliz edebiyatının en çok antolojiye giren şiirleri arasında sayılan Bülbüle Od'u ve öteki büyük odlarını yazdı. Kendi ölçüsü dışarıdakilerden yüksekti. Olumsuz sesleri duymamak, kendini hiç sorgulamamak demek değil; sorgulamanın kaynağını kalabalıktan alıp kendi standardına taşımak demek.
Kendine bir sağırlık alanı kur
Her yorumu anında okumak zorunda değilsin. Geri bildirimi toplayacağın belli zamanlar belirle, geri kalan zamanda işine odaklan. Hedeflerini korumanın pratik yolları için hedeflerine ulaşmak için 16 eylem yazısına bakabilirsin.
Golem etkisi: düşük beklentinin gücü
Psikolojide Pygmalion etkisi diye bilinen bir bulgu var: Robert Rosenthal ve Lenore Jacobson 1968'de, öğretmenlerin öğrencilerden yüksek beklentisi olduğunda öğrencilerin performansının da yükselebildiğini öne sürdü. Madalyonun öbür yüzüne ise 1982'de Babad, Inbar ve Rosenthal bir ad verdi: Golem etkisi. Bir insana yöneltilen düşük beklentiler, onun daha kötü performans göstermesine yol açabiliyor. Etki sonraki yıllarda iş yerlerinde de incelendi.
Ad, Yahudi folklorundaki bir efsaneden gelir: Prag'daki Yahudi topluluğunu korumak için kilden yapılan, sonunda yıkıcı bir güce dönüşen yaratık, Golem. Kendi kendini gerçekleştiren kehanetlerin karanlık yüzü için yerinde bir benzetme.
Kuledeki yarış tam bir Golem sahnesi. Seyircilerin "başaramayacaklar" beklentisi, kurbağaları gerçekten başaramaz hâle getiriyor. Sağır kurbağa kehanetten kurtuluyor, çünkü onu hiç duymuyor.
Son söz
Keats, Ekim 1818'de yayıncısı James Hessey'e şunları yazmıştı:
"Övgünün de yerginin de, soyut güzelliğe duyduğu sevgi onu kendi eserlerinin sert bir eleştirmeni yapan insan üzerinde ancak bir anlık etkisi olur. Kendi iç eleştirim bana, Blackwood'un ya da Quarterly'nin verebileceğinden kıyas kabul etmez ölçüde acı verdi. Başarısızlıktan hiç korkmadım; en büyüklerin arasında olmamaktansa başarısız olmayı yeğlerim."
Sen bugün hangi sese kulak veriyorsun: kulenin dibindeki kalabalığa mı, yoksa işini herkesten sert yargılayan kendi iç sesine mi?


