Girişimcilik, Gençlerin Üniversiteye Bakışını Değiştiriyor

Girişimci Kafası··Güncellendi: ·4 dk okuma
Koyu rubaşkası içinde kollarını dizine dayamış oturan genç yazar Maksim Gorki, 1900
Görsel: Bain News Service, Maksim Gorki, 1900 (kamu malı, Wikimedia Commons)

"Demek ki Kazan Üniversitesi'ne okumaya gidiyorum, daha azına değil." Maksim Gorki'nin 1923'te yayımlanan anı kitabı bu cümleyle açılır. Yıl 1884'tür. Gorki henüz on altı yaşındadır ve adı hâlâ Aleksey Peşkov'dur.

Fikri ona N. Yevreinov adlı bir lise öğrencisi aşılamıştı. Gorki'yi hep elinde kitapla gören Yevreinov, onda "bilime olağanüstü yetenek" olduğuna inanıyordu. Plan hazırdı: Kazan'da onun yanında kalacak, sonbahar ve kış boyunca lise derslerini tamamlayacak, "birkaç" sınav verecek, devlet bursu alacak ve beş yıl sonra bilim insanı olacaktı. Gorki'nin yıllar sonraki alaycı notuna göre her şey çok basitti, çünkü Yevreinov on dokuz yaşındaydı ve iyi kalpliydi.

Üniversitenin kapısından hiç giremedi. Kazan'da ayakta kalmak için iş buldukça çalıştı; bir kışı bir fırının bodrumunda geçirdi. Bu yıllarda şehrin en iyi yasak ve nadir kitap kütüphanesine sahip bakkal Andrey Derenkov'la tanıştı. Derenkov'un evinin asıl sahipleri üniversiteden, ilahiyat akademisinden ve veteriner enstitüsünden gelen öğrencilerdi: gazete makaleleriyle, yeni okunmuş kitaplarla sürekli heyecanlanan, Rusya'nın geleceğini dert edinen gürültülü bir kalabalık.

Dükkânın küçük geliri, yardım bekleyen insanlara ve işlere yetmeyince Derenkov bir fırın açtı. Hesaplara göre dükkân, dönen her rublede en az yüzde otuz beş kazandıracaktı. Gorki fırıncı yardımcısı oldu. Her sabah koca bir sepeti çörekle doldurup ilahiyat akademisine, öğrencilerin sabah çayına koşuyordu. Üniversiteye giremeyen çocuk, üniversitelilere ekmek satıyordu.

O kadar istiyordu ki şunu yazacaktı: Biri ona "Git oku, ama bunun için her pazar seni Nikolayevskaya Meydanı'nda sopayla döveceğiz" dese, büyük ihtimalle kabul ederdi. Anı kitabının adı ise o bodrumlara, sokaklara ve ekmek sepetlerine göndermedir: "Benim Üniversitelerim".

Bugünün Yevreinov'ları

Bugün gençlerin önünde iki zıt vaat var. Biri Yevreinov'unki kadar düz: iyi bir üniversite, iyi bir diploma, güvenli bir hayat. Öteki sosyal medyada dolaşan başarı hikâyelerinden geliyor: okulu bırak, şirketini kur. Salgın döneminde eğitimin tamamen ekrana taşınması, birçok genci "boşuna mı okuyorum" sorusuyla baş başa bıraktı.

Girişimci Kafası'nın kurucusu Kaan Gülten'in gözlemi bu değişimi özetliyor: Dijitalde fikir olarak başlayıp büyüyen, yeni ekip arkadaşı arayan erken aşama girişimler için diploma ve eğitim seviyesi eskisi kadar belirleyici değil; kişisel gelişim, yaratıcılık, ekip içi uyum ve yenilikçi fikirler öne çıkıyor.

Ama Gorki'nin hikâyesi iki vaadi de boşa çıkarıyor. Ne diploma tek başına bir gelecek garantisi, ne de okulsuzluk bir başarı reçetesi. Asıl soru, öğrenmeyi nerede ve nasıl yaptığın.

Üniversiteyi bir bina değil, bir çevre olarak kullan

Gorki'nin gerçek üniversitesi, öğrencilerle dolu bir bakkalın arka odasıydı. Kampüs de derslikten ibaret değil: kulüpler, topluluklar, projeler, hocaların ofis saatleri, belki de gelecekteki kurucu ortağın. Okuyorsan bu çevreyi bilinçli kullan.

Okurken üret

Derenkov'un fırını, bir ihtiyacı karşılamak için kurulmuş küçük bir girişimdi ve müşterisi hemen yanındaki öğrencilerdi. Bugün aynı şeyi çok daha düşük bütçeyle yapabilirsin: bir e-ticaret denemesi, bir içerik kanalı, kampüse yönelik bir hizmet. Okulla girişim arasında seçim yapmak zorunda değilsin; ikisi aynı anda bir laboratuvar olabilir.

Diplomayı değil, gösterebildiğini biriktir

Belgeler bir kapıyı açabilir ama içeride seni tutan, gösterebildiğin iştir. Yaptığın projeleri, yazdığın kodu, kurduğun küçük işi, öğrendiklerini bir yere kaydet. Maaşlı iş ile kendi işin arasında kararsızsan bu yazı soruyu iki tarafıyla ele alıyor.

Bırakma kararını hikâyelere göre verme

Okulu bırakıp dev şirket kuranların hikâyesi çok anlatılır; bırakıp kaybolanlarınki anlatılmaz. Karar vereceksen elinde çalışan bir fikir, ödeme yapan birkaç müşteri ve geri dönüş planı olsun.

Üniversite aslında bir loncaydı

"Üniversite" kelimesi Latince "universitas"tan gelir: bütün, topluluk, birlik. Tarihçi Charles Homer Haskins'in 1923'te yazdığı gibi, kelimenin evrenle ya da bilginin evrenselliğiyle hiçbir ilgisi yoktur. Yalnızca bir grubun bütününü anlatır; berberler mi, marangozlar mı, öğrenciler mi, fark etmez. Ortaçağda bu ad, Bologna'da ve Paris'te öğrencilerin ve hocaların haklarını korumak için kurdukları birliklere verildi.

Bologna'da ilk birlik, şehre uzaktan gelen öğrencilerin kurduğu bir dayanışma loncasıydı. Kira ve temel ihtiyaç fiyatlarını şişiren şehirliye karşı topluca şehri terk etmekle tehdit ettiler; sonunda konut ve kitap fiyatlarını kendi temsilcileri aracılığıyla belirleme gücünü elde ettiler. Sonra sıra hocalara geldi. Haskins'in aktardığı 1317 tarihli tüzüklere göre hoca izinsiz tek bir gün bile derse gelmezlik edemez, şehirden ayrılacaksa geri döneceğine dair teminat bırakırdı. Olağan bir derste beş dinleyici toplayamazsa derse hiç gelmemiş gibi ceza öderdi. Derse zille başlar, bir sonraki zilden en geç bir dakika sonra çıkardı. Bir bölümü atlamak yasaktı.

Yani ilk üniversite, parasının karşılığını isteyen öğrencilerin örgütlenmesiydi. Bugün diplomanın değerini sorgulayan gençler aslında yeni bir şey yapmıyor; üniversitenin kuruluş fikrine geri dönüyor.

Son söz

Montaigne, Denemeler'in çocukların eğitimini anlattığı bölümünde bunu dört yüz yılı aşkın bir süre önce yazmıştı:

"Ezbere bilmek, bilmek değildir; belleğe emanet edileni saklamaktır. Gerçekten bildiğimiz şeyi, örneğe bakmadan, gözümüzü kitaba çevirmeden kullanırız."

Diplomanın arkasında, kitaba bakmadan kullanabildiğin kaç şey var ve onları hangi bodrumda, hangi dükkânda, hangi masada öğrendin?