Kurumsal Bir Firmada Maaşlı Çalışmak mı, Kendi İşinin Patronu Olmak mı?

Girişimci KafasıGüncellendi: 3 dk okuma
William Hogarth'ın atölyesinde, elinde paletiyle ziyaretçilere Kaptan Coram portresini gösterdiği an
Görsel: Edward Matthew Ward, Hogarth'ın 1739'daki atölyesi, 1863 (kamu malı, Wikimedia Commons)

1700'lerin başında Londra'da, St John's Gate'te bir Latince öğretmeni sıra dışı bir iş kurdu: Latince konuşulan bir kahvehane. Richard Hogarth'ın girişimi tutmadı. Borçlarını ödeyemeyince Fleet borçlular hapishanesine kapatıldı ve ancak 1712'de serbest kalabildi.

Oğlu William o yıllarda çocuktu. Biraz büyüyünce Ellis Gamble adlı bir gümüş işi gravürcüsünün yanına çırak verildi. Dükkânda esnafın tanıtım kartlarına ve metal eşyalara süsleme kazımayı öğrendi. Çıraklığını tamamlamadı; kendi başına iş yapmaya başladı.

1732'de William Hogarth, Londra'ya gelen genç bir kadının adım adım yıkılışını altı sahnede anlatan A Harlot's Progress serisini bastı. Baskıları bir yayıncıya ya da varlıklı bir koruyucuya bırakmadı. Doğrudan halka, önceden toplanan aboneliklerle sattı. Tate'in araştırmasına göre ilk korsan kopya, Hogarth baskıları abonelerine teslim ettikten bir haftadan biraz fazla sonra piyasadaydı.

Hogarth şikâyet etmekle yetinmedi, Parlamento'da yasal koruma için uğraştı. Yeni serisi A Rake's Progress hazırdı ama yayımlamayı erteledi. Bugün "Hogarth Yasası" diye anılan gravür telif yasası Haziran 1735'te yürürlüğe girdi. Görsel eserleri ele alan ilk telif yasası sayılır. Hogarth yeni serisini ancak bundan sonra bastı.

Hikâyenin sürprizi sonda. 1757'de, ömrünü bağımsız çalışarak geçirmiş aynı Hogarth, sarayda maaşlı bir makamı kabul etti: kralın resmî boyacı ve ressamı, "Serjeant Painter". Makamın resmî yıllık ücreti yalnızca 10 sterlindi. Ama makam, kraliyet binalarının, arabalarının, sancaklarının boyanması ve yaldızlanması işini ona tekel olarak veriyordu. William Hogarth Trust'ın aktardığına göre ilk yıl bu işten 400 sterlin kazandı, 1761'de kazancı 982 sterline çıktı.

Belki de soru yanlış soruluyor

Üniversitenin son yılında, ilk işinin üçüncü yılında ya da bir terfiden hemen sonra aynı soru gelir: kurumsal bir firmada maaşlı çalışmaya devam mı, yoksa kendi işini kurmak mı? Hogarth'ın hayatı, bunun iki şıklı bir sınav sorusu olmadığını gösteriyor. Babasının batışını gördü, kendi işini kurdu, hayatının sonunda maaşlı bir makam aldı. Her dönemde başka bir şey öğrendi.

Maaşlı çalışmanın sana verdikleri

Kurumsal bir iş düzenli gelir, sosyal güvence ve en önemlisi başkasının imkânlarıyla öğrenme fırsatı sunar. Hogarth kazıma tekniğini Gamble'ın dükkânında öğrendi. Bir şirkette satışın, bütçenin, ekip yönetiminin nasıl işlediğini içeriden görmek, ileride kendi işini kurarsan en değerli sermayen olabilir. Bedeli ise kararların çoğunun senin elinde olmaması ve kazancının bir tavanı bulunmasıdır.

Kendi işinin sana verdikleri

Kendi işinde kuralları sen koyarsın: ne yapacağına, kime satacağına, hangi fiyatla çalışacağına sen karar verirsin. Ama risk de tümüyle senindir. Richard Hogarth'ın kahvehanesi, ilginç bir fikrin tek başına yetmediğini hatırlatır. Kapanan girişimlerin hikâyelerini Girişim Mezarlığı'nda okumak, bu riski romantize etmemek için iyi bir egzersiz.

Karar vermeden önce kendine sor

  • Hiç gelir gelmezse kaç ay idare edebilirim?
  • Fikrim için bugün para ödemeye hazır tek bir müşteri var mı?
  • Bu işi yapmak için eksik olan becerim ne ve onu en hızlı nerede öğrenirim?
  • Kaybedersem geri dönebileceğim bir kapı var mı?

Üçüncü yol: köprüyü yakmadan geç

Wisconsin-Madison Üniversitesi'nden Joseph Raffiee ve Jie Feng'in 2014'te yayımladığı araştırma dikkat çekici bir sonuç verdi. İşini bırakmadan girişimini başlatan ve iş kendini göstermeye başlayınca tam zamana geçenlerin başarısız olma olasılığı, doğrudan atlayanlardan yüzde 33 daha düşüktü.

Maaşlı iş bazen girişimin en güvenli tohum yatağıdır. Tek şart, iş sözleşmendeki rekabet yasağı ve fikri mülkiyet maddelerini baştan okumuş olmak. Hogarth'ın yasayı beklediği gibi: önce hakkını güvenceye al, sonra yayımla.

Maaş geçimdir, patron babadır

Türkçedeki "maaş", Arapça "maʿāş"tan gelir: yaşam, geçim, birine geçinmesi için ödenen para. Kökünde yaşamak anlamına gelen bir fiil var. Yani maaş, kelimenin tam anlamıyla hayatı sürdürme parasıdır.

"Patron" ise Latince "patronus"tan, o da "pater", yani babadan gelir: koruyan, kollayan. İngilizcede 14. yüzyılın sonlarından itibaren sanatçıları ve kurumları parasıyla, nüfuzuyla destekleyen kişiye patron denmeye başlandı. 1600 civarında ise kelime yeni bir anlam daha kazandı: düzenli müşteri.

Hogarth'ın çağdaşı Samuel Johnson, 1755'te yayımlanan sözlüğünde bu kelimeyi tanımlarken acı bir ek yaptı: patron, çoğunlukla küstahlıkla destekleyen ve karşılığını dalkavuklukla alan bir zavallıydı. Hogarth ise tek bir patronun yerine çok sayıda küçük patron koydu: abonelerini. Kendi işinin patronu olmak da belki buna benzer. Kimseye bağlı olmamak değil, kime bağlı olacağını seçebilmek.

Son söz

Danimarkalı düşünür Søren Kierkegaard 1843'te günlüğüne şunu yazdı:

"Felsefenin söylediği gerçekten doğru: hayat geriye doğru anlaşılmalıdır. Ama bu yüzden öbür ilke unutulur: hayat ileriye doğru yaşanmalıdır."

Hogarth'ın hayatındaki her dönemeç, bugün geriye bakınca anlamlı görünüyor. O dönemeçlerin içindeyken hiçbiri o kadar açık değildi. Senin önündeki seçim de öyle. Asıl soru belki de hangisinin daha güvenli olduğu değil: on yıl sonra geriye baktığında, hangi yolun sana daha çok şey öğretmiş olmasını isterdin?