Networking Nedir? Network Nasıl Kurulur?

1604'te Hollandalı ressam ve yazar Karel van Mander, sanatçıların hayatlarını anlattığı "Schilder-boeck" adlı kitabında genç meslektaşlarına bir yön gösterdi: ressamların yolculukları en çok Roma'ya çıkar, çünkü resmin baş okulu orasıdır. Sonraki yıllarda Felemenk ve Flaman ressamlar Alpleri aşıp Roma'ya akın etti.
Dilini bilmedikleri, kurallarını tanımadıkları bir şehirde, üstelik yerleşik bir sanat piyasasının içinde ne yapacaklardı? 1620 civarında buldukları çözüm, kendilerine bir kulüp kurmak oldu. Adını "Bentvueghels" koydular. Dönemin Felemenkçesinde aşağı yukarı "aynı tüyden kuşlar" demekti.
Gruba katılmak bir törenle olurdu. Yeni gelen, ziyafetin masrafını kendisi öderdi. Kimi zaman yirmi dört saat süren bu eğlencenin sonunda herkes Santa Costanza'ya yürürdü. Ressamlar dördüncü yüzyıldan kalma bu yapıya, içindeki lahitte yer alan bir kabartma yüzünden "Bacchus Tapınağı" diyordu. Törenin en önemli anı, yeni üyeye bir lakap verilmesiydi.
Pieter van Laer'in biçimsiz görünüşüne takılıp ona "Bamboccio", yani kukla dediler. Lakap o kadar tuttu ki van Laer'in resmettiği sokak ve gündelik hayat sahnelerine ve onu izleyen ressamlara "Bamboccianti" adı verildi. Jan Miel ise soyadıyla oynanarak "Honingh-Bie", bal arısı oldu. Üyelerin Santa Costanza'nın duvarlarına kazıdığı adların bir kısmı bugün hâlâ görülebiliyor.
Grup yaklaşık yüz yıl yaşadı. Tarihçiler onu hem bir eğlence kulübü hem de Roma'daki Felemenk sanatçılar için bir toplumsal ve mesleki ağ olarak görüyor. Törenleri, şehrin resmî ressamlar akademisi Accademia di San Luca'yla ve kiliseyle alay ediyordu. Sonunda Papa XI. Clemens 1720'de bu törenleri yasakladı ve grup dağıldı.
Kartvizit değil, lakap
Bentvueghels'in sırrı, üyelerini yalnızca bir listeye yazmakla yetinmeyip onlara bir ad vermesiydi. Lakap, "seni tanıyoruz, bizdensin" demekti. Yabancı bir şehirde bu aidiyet hem bir dayanak hem de bir kapıydı. Bugün networking dediğimiz şeyin özü de budur.
Networking nedir?
Networking, iş hayatında karşılıklı fayda ve güven üzerine kurulan ilişkiler ağıdır. Bilgi, fırsat ve tavsiye bu ağın içinde dolaşır. Bir etkinlikte toplanan kartvizitler bu ağın kendisi değildir; olsa olsa kurulabilecek ilişkilerin bir listesidir. Ağ, o insanların seni hatırladığı ve senin için bir cümle kurmaya hazır olduğu anda oluşur.
Network nasıl kurulur?
Önce ver
Yeni gelen ressam ziyafeti kendi cebinden öderdi. İş hayatında da ilk adım çoğu zaman bir şey sunmaktır: bir bağlantı, bir kaynak, bir fikir, dürüst bir geri bildirim. Tek taraflı kurulan ilişkiler kısa sürede kopar. Karşındakine ne kazandırabileceğini düşünmeden istemeye başlama.
Kendi alanından başla, rakiplerini dışarıda bırakma
İlk çember, aynı işi yapan insanlardır. Rakiplerinle iyi ilişki kurmak garip gelebilir; ama sektörün sorunlarını en iyi onlar bilir ve bir gün aynı masaya oturmanız gerekebilir. Roma'daki ressamlar da aynı şehirde aynı işi yapıyordu; yine de aynı sofrayı paylaştılar.
Etkinliklerde anlat değil, sor
Sektörünün buluşmalarına, konferanslarına, meslek topluluklarına katıl. Orada kendini anlatmaya çalışmak yerine sorular sor. İnsanlar, kendilerini dinleyen kişiyi daha iyi hatırlar. İyi bir soru, iyi bir tanıtım konuşmasından daha uzun akılda kalır.
Kendi sofranı kur
Bir ağa katılmanın en hızlı yolu bazen onu kurmaktır. Küçük bir kahvaltı, düzenli bir okuma grubu, bir çevrim içi sohbet serisi. İnsanları bir araya getiren kişi, ağın merkezine kendiliğinden yerleşir.
Takip et ve hatırla
Bir tanışmanın değeri, ertesi gün attığın kısa mesajla başlar. Konuştuğunuz konuyu, önerdiğin kitabı, söz verdiğin bağlantıyı unutma. Bu takibi dijitalde nasıl sürdürebileceğini LinkedIn pazarlama stratejileri yazısında bulabilirsin.
Zayıf bağların gücü
İngilizcedeki "network" kelimesi 1550'lerde ortaya çıktı ve ağ gibi örülmüş iplik ya da tel düzenini anlatıyordu: "net", yani ağ, artı "work", yani iş, örgü. İnsanlar arasındaki ilişkiler için kullanılması çok daha yenidir. Fiil olarak "to network", bilgi alışverişi yapıp bağlantı kurmak anlamıyla ancak 1980'lerin başında yerleşti.
O sırada sosyolog Mark Granovetter, ağların nasıl işlediğine dair şaşırtıcı bir bulguyu çoktan ortaya koymuştu. 1973'te "Zayıf Bağların Gücü" makalesini yayımladı. İş değiştirmiş profesyonel, teknik ve yönetici çalışanlarla yaptığı araştırmada basit bir soru sordu: yeni işinizi size haber veren kişiyi o sıralar ne sıklıkla görüyordunuz?
Yanıtlar beklenenin tersiydi. Yalnızca yüzde 16,7'si sık gördüğü birinden duymuştu. Yüzde 27,8'i ise nadiren, yılda bir ya da daha az gördüğü birinden. Geri kalan çoğunluk arada bir gördüğü tanıdıklardan.
Granovetter'ın açıklaması sadeydi: yakın çevren zaten senin bildiklerini bilir. Yeni bilgi, uzaktaki tanıdıklardan, başka çevrelere açılan köprülerden gelir. Roma'daki ressamlar için Bentvueghels tam böyle bir köprüydü.
Son söz
E. M. Forster, 1910'da yayımlanan "Howards End" romanının başına iki kelimelik bir epigraf koydu:
"Yalnızca bağ kur..."
Forster bunu aslında insanın kendi içindeki iki yarısını, gündelik aklıyla tutkusunu birleştirmesi için söylüyordu. Ama cümle, yazıldığı sayfadan çıkıp çok daha geniş bir anlam kazandı. İyi bir ağ da biraz buna benzer: başkalarına kurduğun her köprü, seni kendi bilmediğin yanlarınla da tanıştırır. Peki senin çevrende, yılda bir gördüğün ama bir gün hayatını değiştirebilecek kaç kişi var ve onlara en son ne zaman yazdın?


