Ağ Etkisi Nedir? Nasıl Kurulur, Ne Zaman Tersine İşler?

26 Temmuz 1887'de Varşova'da ince bir kitapçık çıktı. Yazarı kendine Doktoro Esperanto, yani "umut eden" diyordu. Gerçek adı Ludwik Zamenhof'tu, bir göz doktoruydu ve yıllardır herkesin kolayca öğrenebileceği ortak bir dil üzerinde çalışıyordu. Kitapçığın sonunda okurun koparıp geri göndermesi için küçük kartlar vardı.
1887 tarihli bu kartta tek bir cümle vardı: "Ben, aşağıda imzası olan, Doktor Esperanto'nun önerdiği uluslararası dili öğrenmeye söz veririm; yeter ki on milyon kişinin aynı sözü açıkça verdiği gösterilsin."
Zamenhof sorunu çok net görmüştü. Kitapçığın girişinde kimsenin konuşmadığı bir dili öğrenmek için hiç kimsenin zahmete girmeyeceğini yazıyordu: Dünya, birkaç kişiyle konuşabilmek için emek vermeye razı olmazdı. Bu yüzden 1887'de insanlardan öğrenmelerini değil, öbürleri de öğrenirse öğreneceklerine söz vermelerini istedi. On milyonluk liste dolunca isimler yayımlanacak, mesele kendiliğinden çözülecekti.
Liste hiç dolmadı. 1889'a gelindiğinde gelen imza bin civarındaydı, hedefin on binde biri. Ama kartın bir seçeneği daha vardı. Koşul cümlesinin üstünü çizip yerine "senkondiĉe", yani "koşulsuz" yazan, kim öğrenirse öğrensin dili öğreneceğini söylüyordu. Zamenhof'un 1890'da yayımladığı ilk adres listesindeki bin kişi, işte bu koşulsuzlardı. Ağustos 1905'te Boulogne-sur-Mer'de ilk Dünya Esperanto Kongresi toplandığında dil, on milyonun sözüyle değil, beklemeyen bu küçük grubun etrafında büyümüştü.
Ağ etkisi nedir?
Ağ etkisi, bir ürünün her kullanıcı için değerinin, onu kullanan başka insanların sayısıyla artmasıdır. Tek başına bir telefon hiçbir işe yaramaz. Mesajlaşma uygulaması, pazar yeri, ödeme sistemi de öyledir: Ne kadar çok kişi oradaysa, oraya katılmak o kadar mantıklı olur.
The Hustle'da yazan Alex Mayyasi'ye göre bu etki yalnız teknolojide değil, takvimde bile vardır. Hafta sonu bir ağ malıdır; değeri, boş gününün başkalarının boş günüyle çakışmasından gelir. Mayyasi'nin anlattığı örnek Sovyetler Birliği: 1929'da fabrikalar hiç durmasın diye ortak tatil kaldırıldı, çalışanlar renklerle beş gruba ayrıldı ve her grup farklı gün dinlendi. İnsanların istirahat günü vardı ama arkadaşları o gün işteydi. Haziran 1931'de Stalin bu düzeni eleştirdi ve herkesin aynı gün dinlendiği altı günlük haftaya geçildi.
Sosyologlar Cristobal Young ve Chaeyoon Lim de 2014'te yarım milyondan fazla kişinin yanıtlarına bakarak aynı sonuca vardı: İşsizlerin keyfi de hafta sonu, çalışanlarınkine çok benzer biçimde yükseliyor. Çünkü hafta sonunu değerli kılan izin değil, herkesin aynı anda boş olması. Hafta içi boş vakit işsizlere pek az şey katıyor; o saatlerde herkes işte.

Ağ etkisi nasıl kurulur?
Zor kısım başlangıçtır. Ağ etkisinin işlemesi için ağa, ağın oluşması için de ağ etkisine ihtiyaç vardır. Zamenhof'un kitapçığı bu kısırdöngüden çıkmanın üç yolunu gösteriyor.
Ağ yokken de işe yarasın
Zamenhof dilini, evrensel olsun ya da olmasın kullanılabilecek şekilde tasarladı. Her kelime değişmeyen parçalardan kuruluyordu; yanına küçük bir sözlük koyup yabancıya uzattığında, dili hiç duymamış biri bile mektubu çözebiliyordu. Ürününün ilk kullanıcısı, kimse gelmeden önce de ondan bir fayda görmeli. Önce araç olur, ağ arkasından gelir.
Söz isteme, koşulsuzları bul
1887'de istenen on milyon şartlı söz tek bir konuşma bile doğurmadı; 1890'daki bin koşulsuz kullanıcı ise bir dil doğurdu. "Herkes gelirse ben de gelirim" diyen kalabalık, ilk günlerde hiçbir şey ifade etmez. Senin ilk işin, beklemeden gelecek küçük grubu bulmak ve onların birbirini bulmasını sağlamak.
Büyük değil yoğun başla
Young ve Lim'in bulgusu bir şey daha söylüyor: Değer toplam kullanıcı sayısından değil, senin konuşmak istediğin insanların orada olmasından gelir. Bir şehirde, bir meslekte, bir okulda dolu bir ağ, dünyaya yayılmış seyrek bir ağdan güçlüdür.
Ağ etkisi ne zaman tersine işler?
Aynı güç ters yönde de çalışır. Esperanto'dan önce sahnede Volapük vardı. 1889'da kendi iddiasına göre yaklaşık bir milyon taraftarı, yüzlerce kulübü vardı. Sonra dilin yaratıcısı Johann Martin Schleyer ile reform isteyen akademi arasında dilin kime ait olduğu üzerine kavga çıktı. Taraftarlar gitmeye başladı ve her ayrılan, kalanlar için dili biraz daha değersiz kıldı. Pek çok Volapük kulübü zamanla Esperanto kulübüne dönüştü.
Mayyasi de hafta sonunun benzer biçimde sessizce çözüldüğünü düşünüyor: Herkes resmen tatildeyken telefona bakmak zorundaysa, ortak boş zaman var gibi görünür ama yoktur. Ağlar çoğu zaman bir anda yıkılmaz, içleri boşalır. Kullanıcılarının gerçekten orada olup olmadığına bakmak bu yüzden önemli.

Frenk dili ve buluşma noktası
Ortak dil için kullanılan lingua franca, İtalyanca "Frenklerin dili" demek. Ortaçağ Akdeniz'inde tüccarların kullandığı karma dilin adıydı; geç Bizans döneminde bütün Batı Avrupalılara Frenk deniyordu, Arapçada da aynı kelime vardı. Türkçedeki Frenk de Farsça farang üzerinden aynı yerden geliyor. Kimsenin ana dili olmayan bu dil, herkes kullandığı için değerliydi.
İktisatçı Thomas Schelling 1960'ta yayımlanan The Strategy of Conflict'te buna bir ad verdi: odak noktası. Öğrencilerine, önceden konuşmadan New York'ta bir yabancıyla buluşmaları gerekse nereye gideceklerini sordu. En sık cevap, öğlen Grand Central'dı. Orası daha iyi bir yer değildi; yalnızca herkes öbürlerinin de orayı seçeceğini düşünüyordu. Ağ etkisi kuran bir girişim, aslında böyle bir buluşma noktası olmaya çalışır.
Son söz
Montaigne, Denemeler'in son bölümünde konuşmayı top oyununa benzetir ve şöyle der:
"La parole est moitié à celuy qui parle, moitié à celuy qui l'escoute."
Söz yarı yarıya konuşanın, yarı yarıya dinleyenindir.
Zamenhof'un dili, 1890'da onu dinleyecek bin kişiyi bulduğunda yaşamaya başlamıştı. Senin ürününü, başkası gelmese de kullanacak ilk insanlar kim?
Beklemeden gelecek ilk kullanıcıları bulmak için İlk Müşterileri Bulmak: Sıfırdan İlk Satışa Giden Yol yazısına göz atabilirsin.


