Şirket Kültürü Nasıl Kurulur? Değerleri Duvardan Masaya İndirmek

Girişimci Kafası4 dk okuma
Royal Society'nin Crane Court'taki bir toplantısını gösteren 19. yüzyıl ağaç baskısı: peruklu, uzun ceketli üyeler topuzun durduğu masanın çevresinde, biri masaya bir kâğıt uzatıyor
Görsel: J. Quartley, A Meeting of the Royal Society in Crane Court, ağaç baskı, Old and New London, 1887 baskısı (kamu malı, Wikimedia Commons)

28 Kasım 1660'ta Londra'daki Gresham College'da on iki kişi toplandı. Aralarında o yıllarda gökbilim profesörü olan Christopher Wren, kimyacı Robert Boyle ve matematikçi William Brouncker vardı. Aldıkları kararın adı uzundu: deneye dayalı fiziksel ve matematiksel bilgiyi geliştirecek bir kolej kurulacaktı. Bu topluluk kısa sürede Royal Society, yani Kraliyet Cemiyeti adını aldı.

Kurucular kendilerine bir de slogan seçti: "Nullius in verba", kimsenin sözüne güvenme. Cümle Horatius'un Mektuplar'ındaki bir dizeden kesilmişti: "Nullius addictus iurare in verba magistri", hiçbir ustanın sözüne yemin etmek zorunda değilim. 1663'te kraldan alınan arma bu iki kelimeyle birlikte çizildi.

Ama bir slogan yalnızca iki kelimedir. Haftada bir toplanan beyefendiler her şeyin deneyle gösterilmesini istiyordu; ama deneyleri düzenli olarak hazırlayacak birine ihtiyaç vardı. 1662'de Robert Moray'in önerisi ve Boyle'un tavsiyesiyle, Boyle'un yanında çalışmış genç bir deneyci bu işe getirildi: Robert Hooke, cemiyetin ilk deney küratörü. Görevi her toplantıya masaya konacak deneyleri getirmekti.

Cemiyetin düzenli bir geliri yoktu. Hooke'un ücreti için 1664'te John Cutler'ın yıllık 50 sterlinlik bağışı bulundu; 11 Ocak 1665'te yılda 80 sterlinle ömür boyu küratör yapıldı. 1935'te cemiyetin kütüphanecisi Henry Robinson, Hooke'un haftalık deneyleri olmasa cemiyetin ayakta kalamayacağını, en azından bambaşka bir şeye dönüşeceğini yazdı. Sloganı kurucular yazmıştı. Onu her hafta yaşanan bir şeye çeviren, ilk çalışanlardan biriydi.

Kültür duvardaki cümle değildir

Molly Graham, First Round Review'da anlatılan konuşmasında benzer bir şeyi Facebook'ta gördüğünü söylüyor. Şirkete 2008'de katıldığında 400 çalışan 80 milyon kullanıcıya hizmet veriyordu ve kimse şirketin kim olduğunu tarif etmemişti. Graham en eski çalışanları gruplara ayırıp şirketi anlatırken hangi kelimeleri kullandıklarını sordu. "Hacker" kelimesi duvarların her yerinde yazıyordu, ama tek bir kişi şirketi anlatırken onu kullanmadı.

Graham'ın girişimlere önerisi, kültürü erken ve bilerek tanımlamak. Bunu üç adımda anlatıyor; Royal Society'nin hikâyesi de bir dördüncüsünü ekliyor.

Önce kurucuya bak

Graham'a göre şirketler kurucularının suretinde büyür: Rekabetçi bir kurucunun şirketi saldırgan, veriyle düşünen bir kurucununki rakamla karar veren bir yer olur. Bu yüzden ilk iş dürüst bir envanter. Seni çevrendekilerden ayıran ne? Arkadaşlarının ortak özellikleri neler? En iyi kararlarını nasıl veriyorsun? İnsanlarda seni en çok ne çıldırtıyor? Beş on kişiyken bile cevapları yaz, gerekirse bir çekmeceye koy.

Sıfatları bir hikâyeye çevir

"Akıllı, hızlı öğrenen, takım oyuncusu" her şirketi anlatır, yani hiçbirini. Graham "yenilikçi" ve "etki" gibi kelimelerden uzak durmayı, ancak tartışma yaratmayı göze aldığın bir hikâyeyi yazmayı öneriyor. Hikâye dört cümle ya da üç değer olabilir; yeter ki neyi yapıp neyi yapmadığını açıkça söylesin. Graham'ın anlattığına göre Zuckerberg 2006'da "bizden biri" sayılmanın ne demek olduğunu on dakikada beş maddeyle yazıp çekmeceye koymuş, liste 2009'da değerler yeniden yazılırken masaya geri gelmiş. Aynı mantık iş ilanına da uyar: İlanı herkes için değil, o işe kesinlikle uygun tek kişi için yaz.

Her değeri bir ritüele bağla

"Kimsenin sözüne güvenme" bir duvar yazısı olarak kalabilirdi. Onu yaşatan, her hafta masaya bir deneyin gelmesiydi. Yazdığın her değer için aynı soruyu sor: Bu değer hangi tekrar eden olayda görünüyor? Müşteriyi önemsediğini söylüyorsan, ekibin bir müşteri görüşmesini birlikte dinlediği haftalık bir saat olabilir. Hızı önemsiyorsan, her cuma bir şeyin canlıya çıktığı kısa bir gösteri. Ritüeli olmayan değer, bir sonraki yoğun haftada sessizce kaybolur.

Hikâyeyi anlat, sonra değişmesine izin ver

Graham'a göre bu iş kurucudan başkasına devredilemez. Kurucunun sözü göle atılan bir taş gibidir; ertesi gün herkes tekrarlar. Ama kültür sabit de kalmaz. "Hızlı hareket et, bir şeyleri kır" ilk günlerde çöken sunucuyu bantla toparlamak demekti. Temmuz 2010'da kullanıcı sayısı 500 milyonu geçtiğinde bu artık kabul edilemezdi; slogan kaldı, anlamı yıllar boyunca hızlı kalmaya dönüştü.

Arkadan görünen, peruklu ve uzun ceketli bir sıra beyefendinin önündeki uzun masaya genç bir deneycinin cam fanuslu bir hava pompasını ve aletleri yerleştirmesi
Görsel: Girişimci Kafası · süper zekâ ile üretildi

Kültür ekilen bir şeydir

Kültür kelimesi Fransızca culture üzerinden Latince cultura'dan gelir. Nişanyan'a göre kök fiil colere, yani ekip biçmek, toprağı işlemek. İlk anlamı tarımdır; eğitim ve bir topluluğun alışkanlıkları sonradan eklenmiştir. Tarla bir kez ekilip bırakılmaz, her mevsim yeniden işlenir.

Örgüt psikoloğu Edgar Schein, 1985'te yayımlanan Organizational Culture and Leadership'te kültürü üç katmanla anlatır. En üstte görünen şeyler vardır: ofis, kıyafet, ritüeller, içeride anlatılan şakalar. Ortada ilan edilen değerler durur. En altta ise kimsenin yazmadığı, herkesin sorgusuz kabul ettiği varsayımlar. Royal Society'nin sloganı ortadaki katmandaydı; Hooke'un haftalık deneyleri üstteki. İkisi yıllarca yan yana yaşayınca en alttaki varsayım oluştu: Burada deneyle gösterilmeyen şey kabul görmez.

Varsayım katmanına bir yazıyla inemezsin. Oraya ancak tekrar eden davranış ulaşır.

Durgun bir gölete taş bırakan bir el, suda halka halka yayılan dalgalar ve kıyıda dizilmiş küçük figürler
Görsel: Girişimci Kafası · süper zekâ ile üretildi

Son söz

Alexis de Tocqueville, 1835'te yayımlanan Amerika'da Demokrasi'nin ilk cildinde mœurs kelimesini hem "kalbin alışkanlıkları" hem de bir topluluğun ortak fikirleri için kullanır ve bir cümleyle yasaları onların gerisine koyar:

"On attribue trop d'importance aux lois, trop peu aux mœurs."

Yasalara gereğinden fazla, alışkanlıklara gereğinden az önem veriliyor.

Royal Society'nin sloganı bugün de arması üzerinde duruyor; ama onu yaşatan, 1660'larda her hafta masaya konan deneylerdi. Senin şirketinde her hafta masaya konan deney ne? Yazdığın değerlerden hangisi bir ritüelle yaşıyor, hangisi yalnızca duvarda duruyor?

Kültürü taşıyacak ilk insanları seçerken İlk Çalışanlarını İşe Alırken Doğru Kişiyi Nasıl Seçersin? yazısına göz atabilirsin.