1. Hayallerimin peşinden GİTMEMEK, nasıl 4 milyon kullanıcısı olan uluslararası bir şirket kurmamı sağladı?
Hayallerimin peşinden GİTMEMEK, nasıl 4 milyon kullanıcısı olan uluslararası bir şirket kurmamı sağladı?

Hayallerimin peşinden GİTMEMEK, nasıl 4 milyon kullanıcısı olan uluslararası bir şirket kurmamı sağladı?

  • 8-11-2018
  • 1 Yorum

Hayallerinizden vazgeçmeyin, arkasından para zaten gelecektir.

Hayatınızı ortaya koymazsanız, hayatınızı kazanamazsınız.

Keskin bıçak olmak için çok çekiç yemek gerekir.

Büyük işler, insanlarla dağlar karşılaşınca meydana gelir.

Size burun kıvıranlar iş için kapınıza gelene kadar çalışmaya devam edin.

Buna benzer motive edici sözleri her yerde görür olduk. Instagram akışımızda, kahve bardaklarında veya durum güncellemelerinde sürekli bu tür sözler karşımıza çıkabiliyor. Hatta belki sizin de bir kâğıda yazıp bilgisayarınıza veya masanızın üstünde bir yere yapıştırdığınız böyle bir söz vardır. Varsa sizi yargılamıyorum elbette.

Bu sözler büyük sözler... Herkes başardığı ve ortaya çıkardığı işten heyecan duymak istiyor.

Sıkı çalışmanın büyük işler başarmamıza yardım edebileceğini hepimiz biliyoruz. Ayrıca kendi şirketinizi kurmak için mevcut işinizden istifa etmek de karşı koyması güç bir seçenek gibi görünüyor.

Ana akım medya da hayallerinden vazgeçmeyip haftada 80 saat dişini tırnağına takarak çalışanların bir sonraki Facebook veya Amazon’un kurucusu olabileceği rüyasını sürekli akıllarda tutmaya devam ediyor.

Olabilir tabii, neden olmasın? Ama bu tür hikâyeler genellikle, insanların henüz hazır değilken harekete geçmesine neden oluyor.

Ayrıca bu hikâyeler, son derece akıllı ve hırslı insanları yiyip bitirebilen devasa (ve sağlıksız) bir stres ortamı yaratabiliyor.

Bense her gün iki-üç saat uykuyla çalışıp genç yaşında saçına aklar düşen tüm girişimciler için farklı bir yol önermek istiyorum.

Bu yol sayesinde, rekabetin en yoğun olduğu alanlardan biri olan online form sektöründe kendi şirketimi, yani JotForm’u kurabildim. Google Formlar’ın bile bu alana adım attığını ve en güçlü rakiplerimizden biri olduğunu düşünürseniz rekabetin yoğunluğunu daha iyi anlayabilirsiniz.

Biz 12 yılı aşkın süredir bu alanda hizmet vermeye devam ediyoruz. 4 milyon kullanıcımız ve 100’den fazla çalışanımızla halen sektörümüzün öncülerinden biriyiz ve tüm bunları dışarıdan bir kuruş bile finansal destek almadan başardık.

Benim hikâyem, bir gecede başarıyı yakalama ya da hayallerinin peşinden giderek TechCrunch’ın zirvesine yükselme hikâyesi değil. Ben bu şirketi bugün olduğu haline, özgürlüğümden ve özel hayatımdan ödün vermeden yavaş adımlar atarak getirdim.

Sıfırdan bir şirket kurmak girişimciler için dev bir adım gibi görünebilir. Bu yüzden geçtiğim bu yollarda öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak ve bu adımı atmayı sizlerin gözünde bir nebze kolaylaştırmak istiyorum.

Mevcut işiniz size engel olmak zorunda değil

İlk yazılım ürünümü 1999 yılında, üniversitede Bilgisayar Bilimleri bölümünde okurken geliştirmiştim.

Bu yazılım, bir öğrenci web sitesi için tasarladığım ücretsiz ve açık kaynaklı bir üyelik programıydı. Zamanla ürünüm popülerlik kazandı ve insanlar ürünü daha da geliştirmem için bana para ödemeye başladı.

150 dolarlık ilk ödememi aldığımda yaşadığım mutluluğu hala hatırlıyorum. Hayatımda çok büyük bir dönüm noktasına ulaşmış gibi hissediyordum. SitePoint bültenlerinden birine konu olduktan kısa süre sonra programın ücretli versiyonunu geliştirdim. İnsanlar ürünümü çılgınlar gibi indirmeye başladı.

Mezun olduktan sonra her şeyimi ortaya koyup kendimi tümüyle bu ürüne odaklayabilirdim. Ama o zamanlar daha hazır değildim; ürünüme yeterince güvenmiyordum.

Belki şaşıracaksınız ama ben risk almayı seven bir insan değilim. Her girişimcinin, sonuçları hiç umursamadan korkusuzca hayallerinin peşinden gitmesi gerektiğine inanmıyorum.

Bu yüzden mezun olduktan sonra ilk önce New York’taki bir medya şirketinde bilgisayar programcısı olarak işe girdim. Ama tam zamanlı bir işe girmenin ürünümü geliştirmeme engel olmasına hiçbir zaman izin vermedim. O zamanlar sabah 6’da uyanıp müşterilerden gelen soruları yanıtlıyor, sonra da işe gidiyordum.

Ürünüm belirli bir başarı düzeyine ulaşmış olsa da işimi bırakıp kendi şirketimi kurmam beş yılımı aldı.  

Başka bir kurumda çalışırken iş hayatı, iletişim ve takım çalışmasıyla ilgili paha biçilmez şeyler öğrendim.

Tam zamanlı bir işte çalışarak hem para kazanıyor hem de yeni teknolojileri öğrenip programlama becerilerimi geliştiriyordum.

Aslına bakarsanız tam zamanlı işiniz, kurmak istediğiniz işi önemli ölçüde destekleyebilir. Mevcut işiniz size değerli beceriler kazandırmanın yanında BÜYÜK fikirlerle karşılaşmanıza zemin hazırlayabilir. Mesela ben, kendi şirketimi kurmamı sağlayan o parlak fikirle o zamanlar karşılaşmıştım.

Tutkularınızı değil, sorunlarınızı bulmaya çalışın

Medya şirketinde çalıştığım zamanlar, editörlerimizin genellikle oylama, anket veya yarışma gibi etkinlikler için özel web formlarına ihtiyacı oluyordu.

Form oluşturmak sıkıcı ve zahmetli bir işti ama işimin bir parçasıydı. Bu süreci otomatik hale getirsem ne güzel olurdu diye düşünmeye başladım.

Kafamda, sürükle-bırak özelliği olan basit bir araç canlandırdım. Böylece HTML bilmeseniz bile kendi formunuzu oluşturabilecek ve bu forma istediğiniz alanları kolayca ekleyebilecektiniz.

İşimden istifa ettikten sonra bu fikir üzerinde altı ay kadar çalıştım ve JotForm’un ilk sürümünü Şubat 2006’da yayınladım.

Konumuzun bu noktasında artık yıkılması gereken bir efsaneden bahsetmek istiyorum. Birçok girişimci başarıya giden yolun dümdüz gittiğini ve temelde üç adımdan oluştuğunu zanneder:

  1. Başaramayacağınızı düşünenleri görmezden gelin
  2. Mevcut işinizi bırakacak cesareti toplayın
  3. Hayallerinizi gerçekleştirmek için haftada 80 saat çalışın

Bir sorunu tam olarak çözüme ulaştırmadan işinizden istifa etmeniz, birikiminiz yavaş yavaş suyunu çekerken üzerinizdeki baskıyı büyütmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Diğer yandan işinizi, insanların gerçekten ihtiyaç duyduğu bir alanda kurmak hızlı bir başlangıç yapmanızı sağlar. Karşılaştığınız soruna uygun bir çözüm getirmiş, kendi söküğünüzü kendiniz dikmeyi öğrenmişsinizdir.

Kendimden örnek verecek olursam Jotform, mezun olduktan sonra beş yıl kadar çalıştığım ilk işimde bizzat karşılaştığım, özelleştirilebilir web formları ihtiyacını karşılayabiliyordu.

İnsanların bu ürüne ihtiyacı olduğunu biliyordum. Gerçekten güzel bir ürün ortaya çıkarırsam kullanıcıların bu ürüne seve seve para vereceğinden emindim.

Yıllardır sorun çözme konusunda yazılar kaleme alan Paul Graham, en iyi startup fikirlerinin üç ortak özelliği olduğunu söylüyor. Graham’a göre en iyi startup fikirleri;

  • kurucuların bizzat istedikleri şeylerdir (örneğin ben, web formlarını otomatik hale getirmek istiyordum)
  • kurucuların bizzat oluşturabilecekleri şeylerdir (yeterli programlama becerim ve deneyimim vardı)
  • çok az insanın yapmaya değer gördükleri şeylerdir (ben ürünümü piyasaya sürdükten sonra iki şirket daha bu alana girdi ama bunun dışında sektör pek keşfedilmemişti)

Kendi işinizi kurmak için bu mükemmel üçgeni her zaman bulamayabilirsiniz ama bulana dek beklemenin faydasını göreceksiniz.

2005 yılına geldiğimizde ek iş olarak geliştirdiğim ürünün tam zamanlı işimden kazandığım kadar para getirdiğini fark ettim. Artık ayrılmanın zamanı gelmişti.

İşimden istifa ettim ve ürünümle ilgilenmeye koyuldum. Üyelik yazılımım beni az bir çabayla finansal açıdan ayakta tutacak durumdaydı. Yani yeni bir şeyler denemek için harika bir zamandı.

Bu yüzden her zamanki rutinime devam ettim. Sabahın ilk saatlerinde ve gece uyumadan önce müşterilerle ilgileniyor, gündüzlerimi ise JotForm’u geliştirmeye ayırıyordum.

Aşırı büyüme baskılarından uzak durun

Organik büyümenin kıymeti şimdilerde pek bilinmiyor.

Kendi işinizi “tutkularınızın peşinden gidip” kurarsanız, birikimleriniz ya da aldığınız finansal destek sıfırlanmadan önce işletmenizi büyütme baskısıyla yüzleşmek zorunda kalırsınız. Zamanınız hızla daralırken hissettiğiniz baskı günbegün artacaktır.

Ancak eninde sonunda size gelir sağlayacağını bildiğiniz bir yan proje geliştirirseniz, nefesini sürekli ensenizde hissettiren ve büyüme tablolarında hızlı yükselişler görmek isteyen birilerinin baskısı olmadan çalışabilirsiniz.

Şirket hisselerinin büyük bir kısmını yatırımcılara devretmek yerine gerçek müşterileri olan bir iş kurmak başlarda zor görünebilir. Ama sabır gerektiren bu sürecin daha az riskli olduğunu fark etmişsinizdir.

Bir müşteri ürününüze para yatıyorsa kendi alın teriyle kazandığı paradan harcıyordur; ona şüphe yok. Ancak insanlar ürününüzü ya da hizmetlerinizi almak için para ödemeye razıyken işe girişmeniz çok daha kolay olacaktır.

Ben JotForm’un organik olarak büyümesini sabırla bekledim ve basamakları tek tek tırmandım. Bloglara e-postalar göndererek ve teknoloji forumlarında gönderiler paylaşarak ürünümü tanıtmaya çalıştım.

Bu süreçte büyük paralar harcayıp sabırsız davranmadım. Sadece bu yeni form oluşturma aracının insanların işine yarayabileceğini düşünüyordum.

İlk yılımın sonuna doğru, ürünü kullanmak için kaydolan kişi sayısı neredeyse 15.000 olmuştu.

Sadece en önemli kritere odaklanın

Benim gibi şirketini sıfırdan kuran insanlar, girişimcilerin tek bir hedefi olması gerektiğine inanır: kurdukları işin tutmasını sağlamak.

Peki, bu ne anlama geliyor? Cevap çok basit: Harcadığınızdan daha fazla kazanmanız, yani kâr etmeniz gerekiyor.

Yayın organları genellikle, milyon dolarlar kazanan ve kullanıcı kazanım oranları gibi, gösterişten başka işe yaramayan sayıları yükseltebilmiş şirketleri haberlerine taşıyor. “Kârlılığın” ikinci planda olması gerektiğine dair yanlış bir genel algı var.

Jason Fried ve David Heinemeier Hansson, artık başucu kitabı haline gelmiş Sil Baştan adlı eserinde bu konuyu başarılı bir şekilde ele alıyor. Basecamp’in kurucuları genel anlamda startup şirketlerini hedefliyor ama ben, sıfırdan kurulan startup şirketlerin “iş hayatındaki fizik kurallarının geçerli olmadığı” masallar dünyasında birer istisna olduğunu düşünüyorum.

Her yerde olduğu gibi iş dünyasında da istisnalar olduğu kesin. Online alışveriş sitesi kurmak veya gerçek dünyada bir restoran ya da mağaza açmak gibi güçlü sermayeye dayalı startup şirketleri için finansmana ihtiyaç olabilir. İş dünyasında herkese uyacak tek bir çözüm yoktur zaten.

Bu konuda benim tavsiyem, Kaf Dağı’nın ardında sizi nelerin beklediğini düşünmeyi ve rengarenk startup masallarını bir kenara bırakıp oyunu kendi kurallarınıza göre oynamanız olacak. En başından itibaren kârlılığı önemseyin, bu kâr başlarda çok düşük miktarlarda olsa bile...

Durmadan çalışmaya devam edin ve şirketinizi sağlam bir temele oturtuncaya dek “hayallerinizin peşinden gitme” konusunu kafanıza takmayın.

Kâr etmeyi sürdürmek için şirketimin ilk yılında iki önemli karar verdim:

  • Memleketim Türkiye’ye döndüm. Şirketimi büyütmek ve çalışan kadromu genişletmek istediğimden emindim ama Amerika bunlar için fazlasıyla pahalı bir ülkeydi.
  • İlk çalışanımı işe aldım. Bir anda çok büyük bir adım atmış gibi hissetmiştim ama elimin altında ilk çalışanımın bir yıllık maaşını ödeyebilecek birikimim vardı. Bu yüzden, özellikle o zamanlar ürünümün premium (ücretli) versiyonunu çıkarmayı düşündüğüm için doğru zamanda doğru hamleyi yaptığımı biliyordum.

2007 yılında ilk çalışanımla birlikte JotForm’un ücretli versiyonunu piyasaya sürdük. İlk gün sadece üç kullanıcı, hesabını premium versiyona yükseltmişti ama o gün yaşadığım heyecan hala dün gibi aklımdadır.

Gün geçtikçe adımız duyulmaya devam etti. 2007 yılının sonuna geldiğimizde 50.000 kullanıcımız ve 500 ücretli abonemiz olmuştu bile.

O zamanlar değersiz sayıların ve grafiklerin peşinde koşsaydım, muhtemelen elde ettiğim başarı gözümde devede kulak kalacaktı. Ama bizim odak noktamız kâr etmekti.

Gidecek daha çok yolumuz olduğunun farkındaydım. Ücretli kullanıcı sayımızı artırmamız ve abonelik oranlarımızı yavaş yavaş büyütmemiz gerekiyordu. Sonraki 10 yılda da odaklandığımız noktalar tam olarak bunlar oldu.

Şirketinizi kimseyle paylaşmak zorunda değilsiniz

Yatırımcılar genellikle birbirini tamamlayan yeteneklere sahip kurucu ortaklar tarafından yönetilen işletmelere yönelir. Örneğin, bu ortaklardan biri pazarlama alanında harikalar yaratıyorsa diğeri engin bir teknik bilgi birikime sahip olabilir.

Bu yüzden çoğu işletme danışmanı, finansman alabilmek için kendinize bir ortak bulmanızı önerir.

Kurucu ortaklık fikri zaman zaman büyük faydalar sağlıyor olsa da birçok girişimci sırf yatırımcıların ilgisini çekebilmek için kendilerine en uygun ortağı aramakla zaman kaybediyor.

Bu bakış açısı, ürünün gelişmesini sağlamak yerine başlamadan biten ortaklıklara, yarı yolda çıkan anlaşmazlıklara ve gelir kaybına neden olabiliyor.

JotForm’u kurarken az kalsın benim de bir ortağım olacaktı. Bir arkadaşımla oturup fikrimi uzun uzadıya tartışmıştık ama sonunda bu ortaklığın yürümeyeceğini anladık. Yine de sıkıntı yoktu, kimsenin kalbi kırılmamıştı. Sonuç olarak şirketimi kendi başıma, kendi bildiğim ve istediğim şekilde kurduğum için mutluyum.

Bugün, şirketimin yarısını devretmeden, harcadığımdan daha fazla kazanarak, bana yardımcı olacak gerçekten zeki insanlara iş verebiliyorum ve şirketimin işleyiş şeklinden son derece memnunum.

Şirketinizi sıfırdan kurduysanız, dikkatiniz fazla dağılmaz

Sürekli JotForm hakkında düşünüyorum. Takıntılı olduğumdan değil (tamam, birazcık takıntılı olabilirim) ama şirketimi sevdiğim kadar ürünü de seviyorum.

JotForm olarak çalışanlarımızın mutlu olduğundan ve işlerin sorunsuz yürüdüğünden emin olmak istiyoruz ama odak noktamızda her zaman ürünümüz yer alıyor. Ürünümüzü müşterilerimizin severek kullandığı bir araç haline getirmekle yükümlüyüz.

Daha açık ifade edecek olursam, tüm zamanımı ve enerjimi bir sonraki Yönetim Kurulu toplantısı için notlar çıkarmak yerine, ürünüme ayırabiliyorum. Günlerimizi yatırımcıların veya ortakların isteklerini karşılamaya ayırmak yerine kullanıcılarımızın sorunlarına çözüm bulmak için harcayabiliyoruz.

Bu noktada, insanların pek değinmediği konulardan birinden daha bahsetmekte fayda var: Yatırımcılar, etkileyici özgeçmişleri olan insanları desteklemeye meyilli oluyor.

Ben Harvard veya MIT mezunu değilim. Daha önce şirketimi devredip önemli paralar kazanmadım  ya da ilk yazılım ürünüm olan üyelik programını Google’a satmadım. Yani şirketimi kurmamı sağlayan şey, sağlam bağlantılarım değildi.

Muhtemelen yatırım almak isteseydim bile mümkün olmazdı.

Fikrim kağıt üstünde yeterince göz kamaştırıcı değildi muhtemelen. Üstelik, nasıl sermaye toplayabileceğimi de bilmiyordum.

Şirketime yatırım bulmaya girişseydim, muhtemelen yatırımcı bulma ve onları etkileme yollarını öğrenmek için en az altı ayımı harcamam gerekirdi. Bense bunun yerine zamanımı ürünü geliştirmeye ve herkese duyurmaya adayabildim.

Tutkunuzdan vazgeçmeyin ama önce kâr etmeye odaklanın

İş kurmak kolay bir şey değil. Her ne kadar fikrinizi düşündükçe içiniz kıpır kıpır olsa da önünüzde zor günler ve güç kararların olduğunu bilmelisiniz. Ama güç demek imkânsız demek değil; aynı şekilde zor demek de berbat demek değil.

Bir hayal uğruna kendinizden geçmenin onurlu bir yanı yok bana göre. Küçük adımlarla işe başlayıp işinizi yavaş yavaş geliştirmek ve doğal yollarla büyütmeye çalışmak, hem küçük çaplı krizlerin önüne geçebilir hem de şirketinizi günün birinde tümüyle yerle bir olmaktan kurtarabilir.

Kendiniz için çalışıyorsanız diğer insanların beklentilerini sırtınıza yük etmezsiniz. Yazının başında bahsettiğimiz tüm o motivasyon sözleri bu yüzden bize haddinden fazla güçlü gelir.

Girişimcilik, önünüze hem özgürlük hem kontrolü aynı anda koyup bu çifte vaatle aklınızı başınızdan alabilir. Daha önce iş kurmaya girişenler ne demek istediğimi anlayacaktır.

O zaman sadece kâr ettiğinizi görmek isteyen insanlara neden bel bağlayasınız? Neden henüz kendinizi hazır hissetmezken dışarıdan finansal destek alasınız ya da büyük risklere giresiniz?

Bunun yerine özgürlüğünüze sıkı sıkı sarılın.

Beklentilerinizi kontrol altına alın ve işinizi geliştirmeye devam edin.

Hayal ettiğinizden çok daha ileriye gidecek gücünüz var; hem de oyunu kendi kurallarınıza göre oynayarak.

 

  • Beğen
  • Muhteşem
  • Aynı Kafa
  • Hahaha
  • İnanılmaz
  • Üzgün
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
  • Gıpta ederek okudum.Tebrikler.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Girişimcilik
Patronunuzun sevgisini kazanmak düşünüldüğü gibi zor bir şey olmadığını düşünüyoruz. Sevgisini kazanmak için ayrıca saçlarının ...
Motivasyon
Girişimcilerin başarısız olmalarının bazı belirgin nedenleri vardır. Bunlardan biri gereksiz düşüncelerimizken, bir diğeri de hayattan ...
Girişimcilik
Girişimci olmak istiyorsanız ve bunu çevrenizde bulunan kişiler ile paylaşmışsanız, muhtemelen size onlarca farklı şey söylenmiştir. ...
Girişimcilik
Bir girişimciyi girişimde bulunmaya iten sebeplerin başında hiç şüphesiz çok para kazanma beklentisi gelir. Çünkü başarılı ...
Motivasyon
Girişimcilik cesaret ister, girişimciler korkusuzdur, yenilikçidir, atılgandır, aslandır, kaplandır, kraldır... Hep böyle gaz verici, ...
Girişimcilik
Dünyanın en zengin insanları arasında yer alan kişiler arasında akademik öğrenim görmeyen ve ya okulu bırakan çok sayıda girişimci ...
home search notifications 1 person