"nerede sorun varsa, orada fırsat vardır."
-Jack Ma

Hadi, oturun da anlatayım o halde!

  • 11 DK
  • 21-10-2020
  • 0 yorum
  • 395
Hadi, oturun da anlatayım o halde! Hadi, oturun da anlatayım o halde!

Ülkemizde girişimcinin hayatında umut, İskandivan ülkelerindeki Aurora Borealis ( Kuzey Işıkları ) gibidir. Başlayana kadar her taraf binbir türlü soru ve sorun ile karanlıktır, ama umut ettiğimiz herşey bir yerden aydınlatır hayatımızı. Çünkü umut eder, hayalini kurar, başaracağımıza olan inancımızı hep canlı tutarız. Öyle de olması gerekir. Çünkü girişimcilik ruhunda, etrafımızı karartan ne kadar umutsuz durum, anlayışsız insan ve empati yoksunu yönetici varsa onların üzerinde parlaması gereken " heyecan dolu " bir ruh şarttır. Fakat, ya işler yolunda gitmiyorsa?

" Onlar haklıydı, hiç başlamamalıydım! Hiç vazgeçmemeliydim sahip olduklarımdan. İşimi hiç bırakmamalıydım..." Bu sözlerin ardına mı saklanacağız? İşte o zaman, o ruhu zaten karanlıklar arasında henüz ışığımız parlamadan teslim etmişiz demektir. Keşke, kendinizi kandıramasaydınız. Keşke, kendinizi o yola sokmasaydınız. "Kendinizi inandıramadığınız hiçbir başarıya, zaten yolun ortasına da gelmiş olsanız - kimseyi inandıramazsınız!"



Peki, baştan nasıl hazır olmalıyız ruhen?

Birçok kişisel gelişim kitabı okuyun, birçok etkinliğe katılmış olun, birçok sohbete katılmış olun. Ama, özgüveninizi bunların ardında perdeliyor ve hiç yüzleşmiyorsanız, sadece kendinizi kandırıyorsunuz. Başarmış insanların hayat hikayeleri, tavsiyeleri - size sadece yoldaki tabelalar kadar fayda sağlar. Ama, yolunuzun asfaltını da - bariyerlerini de sadece siz inşa edebilirsiniz.

Engebeli bir araziyi kendinize seçmiş olabilirsiniz. Önce düzeltecek, sonra "en kestirme ve güvenli" yolun rotasını belirlemek, en sonunda da yolu uzun, yorucu ama kendinden emin bir şekilde inşa etmek istedikten sonra - ne kalıyor geriye önümüze engel çıkabilecek?

Tümsekler mi, kaya parçaları mı, kot farkları mı? Nasıl ki, mühendislik bu sektörde pratik zekanın üzerinde yükselen ve değer kazanan bir meslek ise, kendi girişiminizin "kusursuz mühendislik harikası" ürününe dönüştürmekte sizin elinizde. Deneyin, başarısız olduğunuzda malzemenizin eksilmesinden çok, ruhunuzdaki iştahın kaybını yaşamadıysanız - tekrar deneyin! Yol mu göçtü ?

Nerede hata yaptın arkadaş?

Malzemeden çalıp, kendince az emekle çok yol alacağını mı sandın?
Farklı yollarla kesişip, önüne engel mi çıkarttılar? " Sen, bu yol hep düzdüz devam edecek mi diye düşündün?"

Bu sorulardan sonra, kendince bir bahanen varsa içini ferahlatmak için olabildiğince isyan et. Ama, herkesin kabul ettiği mazeretlerle geliyorsan aynanın karşısına, buna sebep olan tüm eksiklikleri şimdi cesurca itiraf et kendine! Nerede hata yaptın?
Nerede yanlış hesap yaptın? Nerede özgün olacağın diye düşünürken bir başkasını taklit etmeye çalıştın?

Bunların cevabını ne kadar cesur verebiliyorsan kendine, işte o zaman yoldaki hataları daha çabuk, daha kesin bir kararlılıkla çözersin. Bunları halledebildiğinde, işte şimdi yolu göçtüğü yerden daha sağlam , daha kendinden emin şekilde devam ettirebilirsin!

Başkalarının başarısında kendine kıyaslama yaparken; onlar neyi doğru yaptı da, ben nerede yanlış yaptım diye düşünme. Çünkü, hiçkimsenin parmak izinde olduğu gibi şartları eşit ve benzer değildir hayatında. Fakat, asla başarı hikayelerindeki detayları atlama.

Kimi hikayede, öyle dönemsel detaylar vardır ki, hem fiziki anlamda, hem ruhsal anlamda kendinizi bir an o hikayenin bir parçası görebilirsiniz. İşte o zaman, deneyimleri hiçbir hayat hikayesinde önemsemediğiniz kadar önemsemelisiniz. Çünkü, yaşantıların deneyimlenmiş dönemleri - başarının tatmin edici rahatlığında geçilen birçok acı yolun en net - en işe yarar ve en çok yardım edici noktasıdır! Özellikle bunlar, zorluk, çaresizlik, imkansızlık ve " vazgeçmeye ramak kalmışlık " taşıyorsa... 


" Aileniz, arkadaşlarınız, hatta sevmedikleriniz!" 

Size her bir grup farklı farklı tepkiler verecektir. Kimi, sırf size olan sevgisinden - kimi sırf size olan nefretinden, çoğu zaman hiç haketmediğiniz veya henüz yerine getiremediğiniz bir hedefinizde ötürü sevgi ve nefret kusacak! 
Bunları kulak ardı ettiğinizde, kulağınıza çarpan tek sese kulak verin : " Hepsinin ortak noktası neresi?

Eleştirdiğinde veya övdüğünde, mutlaka her bir cümlelerinde ortak nokta yer alacak! Kimi seçiminizi, kimi sunduğunuz çözümü, kimi sektörü , kimi ekibi, kimi bizzat sizi hedef alarak kesinlikle birşeyler söyleyecek! 

Sizin çekindiğiniz, hataya düşmeye korktuğunuz nokta - işte tam da orası! Birçoğunun gözünden, kendi zaafınızı ya da en iyimser sözle " eksikliğinizi " bu sayede, zamanından önce ve çok daha az emekle keşfetmiş olursunuz. Nasıl ki, web teknolojilerinde sistem zaafiyetini onca dikkatinize rağmen, çok basit bir yoldan acemi bir hacker tespit edebiliyorsa, hayatınızı yönlendirecek bir girişimde " hiçte alakası olmayan " kişilerin gözünden, çok daha yerinde tespit edebilirsiniz.

Sözlere aldırmayın, ama illaki kulak kabartın! Çoğu boş, anlamsız , moral bozucu, hayalperest, can sıkıc hatta acı verici olabilir - ama bazı cümleler, hiç görmediğiniz - göremediğiniz noktalarda sizi hatalardan kurtarabilir!



Vazgeçmeyi de, karar vermeyi de aynı cesaretle yapın!


" Civciv, önce annesinin kuluçkaya yattığı yerden kurtulur. Çünkü, korkusuna rağmen karar vermiştir etrafı keşfetmeye. Kararının ilk meyvesini hemen alacak! Ya çevredeki bir kediye yem olacak, ya da ilk solucanının tadına hemen bakacak! Cesareti ve birazda hevesi, onun ilk olasılığı aşması için ona aynı zamanda " pratik çözüm " deneyimi de kazandırdı. Çünkü, kuluçkanın etrafında çitler vardı. Çok açılmadı, hemen annesinin yanı başında kazıdığı topraktan ilk solucanının tadına baktı. Bu iş hoşuna gitmişti. " Daha iyisini yapabilir miyim? " derken, çevresini inceledi. Kendi gibi birçok civciv gördü, hepsi etrafta geziniyor. Biraz daha ileri, biraz daha ileri gidiyordu...

Civciv, hayatının ilk gününde kardeşlerine nazaran çok yol katetmişti. Önce kuluçkanın etrafını, sonra çiftliğin çitlerle çevrili taraflarını gördü. Daha çok yerde solucan buldu, daha farklı yiyecekler yemler, böcekler buldu... Çevreyi gezerken, annesine benzeyen birçok tavuk görmesine rağmen, hiçbirinin sınırları içerisine girmedi. Bu oldukça cesurca verdiği bir karardı! Çünkü, boyuna posuna bakmadan böyle bir maceraya girmiş olsaydı, acımasızca savrulan birkaç gaga darbesiyle belki de ömrünün ilk günü , son günü olabilirdi. Peki, bunu nasıl anladı? Nasıl karar verebildi? İşin kuralını, birkaç saatlik ömründeki çok yerinde tespitlerle çözmüş gibiydi.

" Önce çevreni keşfet! Önce kendini keşfet! Sonra, genel ihtiyaçlara göz at. Bu ihtiyaçlar için, kimler - neleri feda edebilir gör!

Her nasıl ki, annesi kendi evlatlarından başka kimseyi etrafına yaklaştırmıyorsa, bir başka anne de kendisini etrafına yanaştırmayacaktı. Belki şimdi değil, ama bazı eksiklerini giderdiğinde , o an sorun veya eksik gibi görünen hiçbir zaafı - onun için sorun yaşatmayacaktı.

Haline, birikimlerine ve tecrübelerine bakmaksızın, sırf 2 fazlası için gözünü karartsaydı, muhtemelen başka fırsatları değerlendirecek bir hayatı dahi olmayacaktı. Civciv, ilk haftasında artık her zamankinden tecrübeliydi. Farklı kuluçkalara da yanaşabiliyor, hatta horozların etrafında dahi gezinebiliyordu. Sadece, nerede ve nasıl davranacağını öğrenmişti. Zamana, gözleme ve biraz da cesarete ihtiyacı olduğunu artık daha iyi anlıyordu. Ya sonraki hedefi?

O çitlerle çevrili bir kümeste, vaktinde yemlenecek, vaktinde su içecek , sınırlar içerisinde dolanabilecek kadar " dar ve sıradan " değildi.

İlk fırsatta, tellerdeki bir boşluğu farketti. Çiftliğin ağaçlık bir alana bakan köşesinden, kimseye farkettirmeden kaçıp gidecekti... Öyle de yaptı. Ama, ne uçabiliyordu ne de diğer kuş ve yırtıcılara karşı koyabilecek kadar güçlüydü. O teller arasındaki ufak boşluğu kimseye söylemedi.
Günün belirli zamanlarında kimseye farkettirmeden çıkıyor, önce yaprakları , sonra dalları keşfediyordu. Tek hayali uçmaktı.

Birkaç defa denedi, sonra birkaç defa daha... O arada geçirdiği günlerde, vücudu dahada gelişmiş, ayakları daha da hızlanmıştı. Üstelik, ilk haftalardaki o korktuğu hiçbir şeyden korkacak bir sebebi de kalmamıştı artık. Bir kedinin saldırmayı göze alamayacağı kadar büyümüş, bir yırtıcı kuşu savuşturacak kadar da tehlikeli gagaya sahip olmuştu.

Ama hep aynı heyecanla dışarı çıktığında, halen aynı hayalle yaşıyordu. " Uçmak istiyordu..."  İmkansız olsa da! Ama bu kadar yol katetmişken, bu hayalini askıya alamazdı. " Uçamıyorsam, zıplarım! " diye düşünüp, kararını verdiğinde, artık daldan dala atlayabilen, büyük gövdeli ağaçların , en yüksel dallarınaı tırmanabilen - benzeri olmayan bir tavuktu!"

Ne kadar saçma, ne kadar basit bir çocuk masalı! - değil mi? 

Çocuk gözüyle bakınca, o tavuğa garip bir hayranlık- yetişkin gözüyle bakınca, baştan aşağı salaklık görebilirsiniz. İşte, bunun saçma ve basit bir çocuk masalı olduğuna, anca o zaman karar verebilirsiniz... Umutla, heyecanla, keşfetme ve öğrenme duygusuyla hareket eden halen bir çocuk yanınız kaldıysa, ne mutlu size!

Başlıyoruz...

Buraya kadar ne yapacağınızı, nasıl yol izleyeceğinizi, ne zaman en doğru kararı verebileceğinizi bu yazıya ihtiyaç duymadan zaten biliyordunuz!
Şimdi bundan sonrası önemli. Ekibinizle, teknik ve finansal birikiminizle, kararlılığınız ve cesaretinizle başladığınız her yolda - yolunuz da göçecek ama tespitleriniz yerinde olursa, kaldığınız yerden devam edeceksiniz. Korkmayın. Deneyimleyin, gözlemleyin, hata yapın - sonra düzelterek deneyin! Tekrar deneyin ve tekrar deneyin!

İnandığınız bir hedef, karanlıklar arasından sıyrılıp ulaşmak istediğiniz bir ışığınız varsa - ulaşana kadar tekrar deneyin.

Başarı, herşeyi doğru yapanların değil - hatalarına rağmen pes etmeyenlerin en tatlı ödülüdür!



Sağlıcakla kalın...

"Hadi, oturun da anlatayım o halde!" İçin Yorumlar
Kayıt işlemine devam ederek, Girişimci Kafası Kullanıcı Sözleşmesi'ni kabul etmiş oluyorsunuz.
Girişimci Kafası'na Giriş Yapmak için Tıklayın
Instagram
Takip et